Yeni yılın ilk p.tesi günü açtığımız blogumuzda bildiğin bir hafta geçti. Tatlı sert destekleriniz için teşekkürler. Dolayısıyla 51 haftamız var 2011'e. Yeni yılda ne yapsak ki sorularına başlayın da, bugün bir yeni yıl tebriği duydum, seneye mesaj atın bana: "Yeni yılın iyi geçsin, geçmezse de koy g*tüne gitsin, 2011 vaaaar, 12 var..."
Israrla birkaç yazı daha sabit bir konuda yazmayıp geleceğimi ipotek altına almayacağımı belirteyim. Haftanın en güzel geri dönüşü Seksek'in işletmecilerinden canımız, ciğerimiz Ergün Abi'den geldi. "Taflan blogunu takip ediyoruz, potansiyel var" diye. Nasıl mutlu oldum anlatamam.
Bugün pazar, yarın bildiğin mesai günü. Yıldızlı dostlarıma yeni başlayan final haftalarında başarılar dilerim, acınacak haldesiniz, vah vah. Yok öyle beleş mühendislik, mimarlık. Diplomayı alınca bana şov yapacaksınız madem, gün benim günümdür sürünün köpekler.
Geçen haftaya bakarsak biraz,
Tayyip Erdoğan'ın ve Devlet Bahçeli'nin kıymetini bilmediğimiz farkettim. Adamların biri domuz gribi konusunda bakanını ters yatırdı, kaosa katık kattı; diğeri yok böyle bir şey diye kesip attı. Harward bir hafta sonra açıkladı: "Abartılıyor" diye. Boru mu lan, okul denilince akla gelen 2 okuldan (İstanbul Üniv. ve Harward) biri, resmen Erdoğan'dan bir hafta sonra uyandı. Bundan sonra ayağımı denk alacağım sayın başbakanım.
İşimde ne kadar mutlu olduğumu yakınımdakiler biliyor, ama içimde yeni doyumsuzluklar olduğunu keşfettim. Bazen bir kartalım olsun istiyorum 06 plaka. Beyaz... Benzin kapağı tam kapanmamaktan oksitlenmiş olur ya... Köşesinin boyası falan kalkmış olsun. Ben onun bagaj kapağını kaldırıp içinde halka tatlı, tulumba falan satayim. Derdim elimdeki tepsiyi bitirip, yarın zamlanmadan iki kilo toz şeker alabilmek olsun. Komşu esnafım falan olsun, henüz arabası olmayan bir hırkacı. Sonra işler kötüye gidince ben arabayı sermaye yaparım, o hırkaları, bagajda hırka satarız bu sefer. Ama benzin kapağımız hep çatlak, hem kuru ve eksik olsun. İş bitimi kaloriferi yakıp, camın buğusunu dirseğimizle silelim, evde hanım da o sırada çaydanlığın çıkardığı buharı silsin camdan falan.
Sonra uyanıyor insan, Nişantaşı sokaklarında yola koyuluyor keyifli bir mesai günü için, üzgünüm ki o sokaktaki araçlar daha bir siyah, daha parlak. Her hafta pasta cila çekilen kara arabalar ve onların moca falan içen sahipleri. Güzel lan yaşamak bu zengin ülkede.
Haftanın güzelliklerine bakarsak sonunda Rita'nın şarkısına bilet bulduk cumaya, haftaya fena tiyatro yazısıyla geliyorum... Yepyeni bir açacağım oldu, kendisi ikinci al ama şirin yeşil bir şey. Eve bira alıp gelene gösteririm. Boğazda kahvaltı keyfini yaşadım aylar sonra, Üsküdar'dan taşındığımdan beri Boğaz'a yaklaşmadığım gerçeğiyle sarsıldım, çok fena durum. Burnumuzun dibindekileri görmediğimizden, onların tadını çıkaramamaktan şikayet eden biri olarak şu üç soruluk testi sunarım size:
Ulaşım amacı dışında keyif için vapura / motora en son ne zaman bindiniz?
Durduk yere bir arkadaşınıza, sevdiğinize onu ne çok sevdiğinizi ne zaman söylediniz?
Çıplak ayaklarınızla toprağa ne zaman bastınız?
İşin özü, sudan geldik, dostlarımızı kaybedip, toprağa gideceğiz, gelin yaşarken kıymetini bilelim.
Hadi size bir kıyak yapayim, Nazım'dan "yaşamaya dair"i tekrar okuyun, üç ayda bir yapın bunu. Durmayın, Fazıl Say ve Genco Erkal'dan şu olağanüstü performansı bir iki kez çok yüksek sesle dinleyin:
tinyurl.com/2xxboo (youtube açık de' mi gençler)
Seviyorum sizi, görüşürüz.
10 Ocak 2010 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

üç vakte kadar açacağı görmeye geleceğim. =)
YanıtlaSiltatlıcılık da seni bozar. neticede sermayeyi kediye yüklememeli değil mi?