30 Mayıs 2010 Pazar

Kadınlar - Erkekler

Biz gazete kupürünü özetleyerek paylaşmak isterim;

İngiltere'de yapılan ankette "Eşinizin hangi ünlüyle bir kez birlikte olmasına izin verirsiniz?" sorusuna kadınların cevapları, Cheryl Cole ve kıllı melek Susan Boyle şeklinde çıkmış. Erkekler ise David Beckham ve Justin Timberlake şeklinde cevaplamış anketi.

Buyur buradan yak havasıyla yorumlamaya geçersek ucunu açık bırakmak istediğim tespitlerimi paylaşacağım. Kadınlarda cezacı ve alaycı bir tavır var. Dünyanın en seksi bilmemnesi seçilen Cole'un ardına Susan Boyle çıkıyor anketten, hadi bakalım seviş sevişebilirsen; erkekte ise çıkan 'mükemmel' sonuçlar, "reddedilemeyecek biriyle yapsın da affedim" durumundan mıdır, yoksa "benden iyisi ancak bu ikisi" fikri mi yatıyor cevabın altında...

Buradan Türkiye'de aldatmaya bakalım isterim, muhtemelen bu anket bizde olsa ilk sonuç ortak olurdu: "kimseyle." Soruyu toplumun tüm katmanlarına eşit değil de, bölgesel çalışmaya sorarsak iş değişir muhtemelen. "Erkek değil mi, elinin kiri" tavrı da hakim çıkabilir bazı köylerde, "istediğiyle... ama o yaparsa ben de yaparım" diyen cevaplar da gelebilir Ortaköyden. Nişantaşı sokaklarından çıkacak "Zaten yatıyor" sürpriz bir sonuç olmaz kanımca. Yüzsüzün biri "karısıyla, ama ben buna izin veriyorum ki" de diyebilir.

Neyse, insanları çirkin bir şekilde sınıflandırmayı bir yere bırakırsam, çok çok yoğun bir dönemdeyim. Bir zaman sonra, dönüp geriye baktığımda hiçbir şey yapmadığımı görecek olsam da, şuan için hem mental hem fiziksel fena koşuşturmacadayım, bu yüzden blogu aksatıyorum. İki kez önüne geçtim bir şeyler yazamadığımı farkettim. Bir yandan sık yazma zorunluluğunun, bir yandan iyi yazma güdüsünün kavgasını yaşarken de ortaya "artık" mantığıyla yazılmış böyle bir yazı çıkıyor.

Zamansızlığım iki satır yazı karalayamamak değil, iki satır karalamanın içini dolduracak renkli düşünceleri yaşayamamaktan.

Söz daha iyi olacak, anlayışınız ve azalmayan hitleriniz için teşekkür ederim. Hitler anketlere ve geri bildirimlere yansımasa da google analytics güzel sonuçlar veriyor hâlâ.

Öperim.

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Baykalsız bir Türkiye umuduyla...

Genç yaşıma istinaden ancak 10 senedir falan siyasetle ilgiliyim. Politik bir ailenin çocuğu olmam şans olsa gerek, son 7 – 8 yıldır da hiçbir gençlik koluna falan üye olmadan yani işi aktifleştirmeden siyasetle alakamı çoğalttım.

Sözde ya da özde demokratik topraklarda nefes alan her bireyin olduğu gibi, ama iyi ama kötü bir siyasi görüşümüz var ve o gün bugündür beklediğim şey gerçekleşiyor gibi; Baykal gidiyor… Şaşkınlık içindeyim.

Her şeyden önce seksin ve kadının gücünü bir kez daha vurgulamış oldu bu olay. Düşünsenize TC tarihinin en köklü, en büyük partisini meclis dışında bırakıyorsun, 45 senelik aktif hayatının 11 senesinde bu partinin liderliğini yapıyorsun tek seçim kazanamamışsın, muhalefet ede ede kazandığın tecrübe dillere destan ancak onu da 30 sene sonra yeni yeni öğrenebiliyorsun, kırk kez hezimete uğruyorsun, her seferinde rezil rüsva oluyorsun ancak hep o koltuktasın ve ilk kez -98’deki formaliteyi saymam- bir şey seni istifa ettirebiliyor. Şekline, içeriğine, uygunsuzluğuna, terbiyesizliğine, ahlaksızlığına ve onursuzluğuna binbir türlü sövüp sayarak, komplo boyutuna sonuna kadar katılırım ama öyle böyle bir kadın seni iktidarından(!) edebiliyor. Bunca yıllık birikimin ardına “Meğer başka yerlerde iktidardaymış” gibi internette dolaşan geyiklerle veda ediyorsun... Kadın kısmı, size hep hayranım bilen bilir, bir kez daha önünüzde eğiliyorum.

Şimdi Baykal geri gelir ona bir lafım yok, gelirse yazık eder ona lafım çok. Şuan onurunu kurtardı, 'Zaten son 1 senedir çok iyi gitmeye başlamıştı, ayağını kaydırdılar' tezlerine katılıyorum. “Beklesin iki sene sonra cumhurbaşkanı” şeklindeki iddialı cümle de mantıklı geliyor. Adam 30 sene sonra ilk kez laikliği ağzına almadan, Atatürk’ün isminden ve putlaştırılmasından biraz uzak, ilk kez ekonomiyle, sosyal ve sosyalist işlerle, ilk kez işçiyle, emekliyle, sonunda yolsuzluklarla falan uğraşarak muhalefet yapmaya başladı ve başarıya doğru gidiyordu. Sarıgül engelini saymazsak tek başına iktidar olmazdı belki ama bir sonraki seçim için çok umutluyduk ben her ne kadar oy vermeden onları destekleyecek olsam da ilk kez Baykallı CHP mutlu sona bu kadar yakındı. Bu noktada iktidarın mağdur edebiyatının sökmeme ihtimali artık kesinleşmişti keza bir mağduriyet kalmıyor ortada tüm erkler sende, buna bir de yorgunluk ve eskimişliğin getirdiği yıpranma eklenince AKP’ye belki veda ederdik derken, onlar bir kurşun sıktı Baykal’ı vurdu. Hayırlısı diyelim bu hususta, yine aklanacaktır kendisi derken resmen itiraf etti bir de üstüne iddialı boyuta geldi. Herhalde yine bir ilki yaşıyoruz ve sevişen adam mağdur oluyor. Hani Gamze Özçelik falan mağdurdu bariz de, Ali Kırca filan gülünüp geçildi ama burada olayın siyasi boyutu, sonrasında da kurgusal ve montajsal çirkinlikleri işin içine girince mağduriyet son noktada.

Baykal giderayak öyle bir bomba bıraktı ki Pensilvanya’ya atıfta bulunarak AKP tabanına, AKP’nin % 48’inden kopacak olağan vedalara büyük bir pay da bu cümle ekleyecektir. Tek bir cümle % 5 – 15 eder mi, görürsünüz eder. Saadet Partisine şimdiden başarılar diliyorum, onlar da çok iyi gidiyordu, şimdi kucaklarında soldan bir pas aldılar, gol atmayı da bilirler.

CHP’ye gelince, kazın ayağı burada çözülecek. İki hafta sonra kurultayda utanmadan Baykal aday olmadan seçilir, o da kabul edilirse yandı gülüm keten helva. Kabul çok çok çok çok çok büyük bir birikimdir Baykal ama “olmuyor”u artık görmek gerekir. Bu kadar temiz bir veda, bu kadar nefis bir fırsat varken Baykal’ı da cumhurbaşkanlığı adaylığıyla onurlandırıp (oraya onu inanılmaz yakıştırıyorum) yenilenmeli CHP.

Şimdi halk Kılıçdaroğlu (liderlik vasfı ve zayıf karizması korkutuyor) ve Gürsel Tekin gibi isimler isteyecek, CHP de korkarım yine birikimli, karizmatik, halktan kopuk, dinden uzak, toplumdan izole, aydın hatta aristokrat bir başkanla yola devam edecek. Bu korkum yersin çıkar, bir de üstüne Baykal’ın yerine geçici gölge biri gelmezse başa, bakın çok iddialı konuşacağım tek başına iktidar da doğar ilk seçimde olmasa da üstüne gelecek bir erken seçimde.

Benim gönlümden Gürsel Tekin geçse de, daha erken oluşu ve Baykal’ın henüz bu kadar güçlü bir isme izin vermeyecek olduğunu düşünmem sebebiyle, hem halka yakın, hem tabandan, hem toplumun hem örgütlerin onay vereceği, temiz ve Baykal istediğinde veda edebilecek bir isim olarak Kılıçdaroğlu da gözüme batıyor. Gönül ister ki gelsin, sonra Sarıgül’den, Büyükerşen’e, Seyit Torun’dan, kopup giden yoldaşlara, Alevilerden, Kürtlere, eşcinsellerden, dindarlara (dincileri almasa da olur), memurdan işçiye herkesi kucaklayan bir Kılıçdaroğlu olsa. Sonra o da eline gücü alıp bu örgütün içindeki dalkavukları temizlese, kirlenmiş ve eskimiş CHP’lileri onursal görevlere sevk etse...

Neyse bu son paragrafın ikinci kısmı hayal gibi ama ilk kısmına razıyım yavaş yavaş... 10 Mayıs günü şirketimin kariyer günleri organizasyonu için Çanakkale’deydim ve televizyonda o haberi duyduğumda bir güneş daha doğdu o kutsal toprakların üstünde gözüme gözüme; bir umut yeşerdi, en temiz vedasıyla, onu da yıkmadan kırmadan, içeride bölmeden ve içeri bölünmeden giden Baykalsız bir Türkiye’de mi uyanacağız acaba yarın sabaha İstanbul’da?

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Kadın Dediğin 2

Üstattan yayınladık, şimdi benden... Kadın dediğin;

“Erkek dediğin” diye başlasa cümlemiz o zaman başka bir girizgahı olurdu sadedin de, malum kadın dediğin önce göze... Dolayısıyla ‘kadın dediğin’ kabul! güzel olacak arkadaş. Ancak buna Allah vergisi dersek öyle estetikle falan uğraşmayacak sadece bakımlı olacak. Hepsinden önemlisi devrimci olacak, her seferinde yeni sürprizlerle çıkacak ortaya.

Sonra bu dünya güzeli varlık, ne olduğunun farkında olacak. Ağır da olacak, hafif de kalmasını bilecek. Önce insan olup yerine göre davranacak. Nedense baştan değinmeden olmuyor, söyleyip kurtulayım; yatakta iyi olacak Bu “yatakta iyi olacak” cümlesinde, klasik bir orospudan olağan olan beklentiler değil lafım, yatak iyiliğinden kasıt uyum olacak. Ne yalandan çıldıracak, ne öyle ayırıp bacağını yatacak kuru kuru. Tüm bir ilişkinin mutluluğu ve birçok zihniyet henüz kabul edememişse de varlık sebebi değil midir cinsellik ve/veya üreme. Dolayısıyla bu işin zirvesi ‘kadın’sa, o da iyi olacak. ‘Uyumlu’ olacak sonra canımı yiyecek. Kültürünün öğrettiği seks hayatının getirdiğiyle, işi gücü erkeği tatmin olmayacak, ‘ikimiz’ kavramına dokunacak ve kendi bam telini de düşünecek. Kendi mutlu olacak ki yarına o yatağa aynı istekle girsin; e mutlu da edecek ki haftaya adam aynı şehveti aynı koyunda söndürsün. Kadın gün ışığında da, lamba altında da, yorgan üstünde de isteyecek, utanmayacak bakmaktan ve göstermekten.

Güçlü olacak hanım, sokakta dik yürüyecek böyle memeleri ileride, ama bi’ konuştu mu karşıdakinin gözleri dekoltesinden ağzına doğru kayıverecek. Güzelliğiyle sadece ilgi uyandıracak, beğendireceği özelliği kafası, zekası ve bilgisi olacak. Bir yere girdi mi “ben geldim” diyebilecek… “vay be” dedirtse de, “hmm” ekletmediği sürece bunun bir değeri olmadığını unutmayacak.

Zayıf olacak kadın, uysal olacak, erinin sözünden çıkmama muhabbeti değil elbette demek istediğim, fekat(!) erkeğine de güvenecek. Ama babası, ağabeyi olur bu erkek, ama hocası, bilemedin sevgilisi, kocası... Güvendiği kadar güven de hissettirecek. Erkek ona güvenecek ki arkasını dönüp gitsin onu doğasında hemcinsleriyle yalnız bıraksın, hem de farklı bir şekilde güvenecek ki özgürlüğünün kısıtlanmadığını hissederek koynuna sarılabilsin. Ona o kadar güvensin ki toplumsal erkekliğine bok sürdürerek koynunda ağlayabilsin, merhem hissedip derman bulsun.

Kadın “geleneksel beynelmilel” olacak, bir yandan eratının âdetini erine yansıtacak, çünkü unutmayacak elbet bir gün anne olacak; bir yandan da yozlaşmış tabuları vizyonuyla yıkacak kültür kisvesine bürünmesine izin vermeden konjonktürün. Devrim dediğim biraz da bu.

Hanım isteyecek, ama neyi, ne kadar, nerede istemesi gerektiğini bilecek. Arzuhalinin cüzdanının limitlerini bilecek ama içinde kaç para olduğunu hiç bilmeyecek, karşısındakinin yetileri kadar yapabileceğini bilecek, elbet şımaracak ancak sınırlarını zorlamayacak. Nazlı olacak ama malum atasözünü unutmayacak, isteyecek, hak edecek, istediğini alacak ama bunaltmayacak, baymayacak. Bir şeyin daha fazlasını isteme nedeni ‘ona sahip olma’sı olmayacak; arzuları, doyumsuzluktan değil, ‘kendilerini aşma’ isteğinden olacak. Erkeği de yönlendirecek. Kalender olmayacak ama tatminkar olacak, erkeğinin adam olduğunu unutmayacak ama onu gene de adam edecek. İşin sırrı kadın sınırlarını bilecek, işin ipuçlarını öğrenecek, koordinatör olup idare edecek..

Kadın sevmesini de bilecek sevilmesini de en önemlisi. Doğduğunda anası onu koklarken ayrı bir sevecek, 3 yaşında babası tarafından kat kat sevilecek, 7’sinde bakkal amca, komşu teyze ayrı bir sevecenlikle bakacak ona, 15’inde hafif hafif oğlanları dizmeye başlayacak arkasına kuyruk sallamadan, 20’sinde serpilecek bi’, sevilecek ama şanlıysa aşık olacak. 24’ünde mezun olacak, patronuna sevdirecek kendini sadece mesleki birikim ve iletişim yetisiyle, 28’inde doğruyu bulduğuna inanan bir erkeğe sevdirmiş olacak kendini, nikah memuru ona daha bir yakın olacak; sonra bir ömür kocasını sevecek, önünden yemini, bedeninden sıcağını, ruhundan hasreti eksik etmeyecek. Alışkanlığa dönüşecek ama her seferinde yeni bir tat sunarak ayrıcalıklı hissettirecek. Hepsi sırasında kendi de mutlu olacak.

Kadın, ulvidir. Hakkını verecek ne olduğunu bilecek, ne kendini küçümseyecek, ne gücünü kontrolsüz amaçlara hizmet ederken kullanacak.

Bu satırları okuyunca ‘hadi oradan sen de’ demeyecek, bir daha okuyacak gerekirse ön yargısız. Bu satırları okuyan erkeklerin de ondan bulursan bana da getir dediğini bilip, bunun yazarı aşağılamanın yanı sıra sizi keşfedememiş milyonların kanıtı olduğunu bilecek.

4 Mayıs 2010 Salı

Bayram bayram üstüne.

Selam.

Yıllar sonra sorunun zihniyette olduğunu vurgular bir şekilde işçi bayramı kutlandı bu ülkede. SSKlı bir adam olarak bu sene iyice içten hissettiğim emekçi bayramımızı kutlarken, 5 mayıs çarşamba hıdırellez için Ahırkapı'da olduğumuzu hatırlatmak isterim; yine, yeni, yeniden...

Yeni saçma aforizmalarımıza bir tane daha ekleyin lütfen; hoş: "Hayat tespih gibi, bazen çekiyorum bazen sallıyorum."

Girizgahı gelen yazı unutulmamıştır, öperim sizi.

Blogda Arama