12 Mayıs 2010 Çarşamba

Baykalsız bir Türkiye umuduyla...

Genç yaşıma istinaden ancak 10 senedir falan siyasetle ilgiliyim. Politik bir ailenin çocuğu olmam şans olsa gerek, son 7 – 8 yıldır da hiçbir gençlik koluna falan üye olmadan yani işi aktifleştirmeden siyasetle alakamı çoğalttım.

Sözde ya da özde demokratik topraklarda nefes alan her bireyin olduğu gibi, ama iyi ama kötü bir siyasi görüşümüz var ve o gün bugündür beklediğim şey gerçekleşiyor gibi; Baykal gidiyor… Şaşkınlık içindeyim.

Her şeyden önce seksin ve kadının gücünü bir kez daha vurgulamış oldu bu olay. Düşünsenize TC tarihinin en köklü, en büyük partisini meclis dışında bırakıyorsun, 45 senelik aktif hayatının 11 senesinde bu partinin liderliğini yapıyorsun tek seçim kazanamamışsın, muhalefet ede ede kazandığın tecrübe dillere destan ancak onu da 30 sene sonra yeni yeni öğrenebiliyorsun, kırk kez hezimete uğruyorsun, her seferinde rezil rüsva oluyorsun ancak hep o koltuktasın ve ilk kez -98’deki formaliteyi saymam- bir şey seni istifa ettirebiliyor. Şekline, içeriğine, uygunsuzluğuna, terbiyesizliğine, ahlaksızlığına ve onursuzluğuna binbir türlü sövüp sayarak, komplo boyutuna sonuna kadar katılırım ama öyle böyle bir kadın seni iktidarından(!) edebiliyor. Bunca yıllık birikimin ardına “Meğer başka yerlerde iktidardaymış” gibi internette dolaşan geyiklerle veda ediyorsun... Kadın kısmı, size hep hayranım bilen bilir, bir kez daha önünüzde eğiliyorum.

Şimdi Baykal geri gelir ona bir lafım yok, gelirse yazık eder ona lafım çok. Şuan onurunu kurtardı, 'Zaten son 1 senedir çok iyi gitmeye başlamıştı, ayağını kaydırdılar' tezlerine katılıyorum. “Beklesin iki sene sonra cumhurbaşkanı” şeklindeki iddialı cümle de mantıklı geliyor. Adam 30 sene sonra ilk kez laikliği ağzına almadan, Atatürk’ün isminden ve putlaştırılmasından biraz uzak, ilk kez ekonomiyle, sosyal ve sosyalist işlerle, ilk kez işçiyle, emekliyle, sonunda yolsuzluklarla falan uğraşarak muhalefet yapmaya başladı ve başarıya doğru gidiyordu. Sarıgül engelini saymazsak tek başına iktidar olmazdı belki ama bir sonraki seçim için çok umutluyduk ben her ne kadar oy vermeden onları destekleyecek olsam da ilk kez Baykallı CHP mutlu sona bu kadar yakındı. Bu noktada iktidarın mağdur edebiyatının sökmeme ihtimali artık kesinleşmişti keza bir mağduriyet kalmıyor ortada tüm erkler sende, buna bir de yorgunluk ve eskimişliğin getirdiği yıpranma eklenince AKP’ye belki veda ederdik derken, onlar bir kurşun sıktı Baykal’ı vurdu. Hayırlısı diyelim bu hususta, yine aklanacaktır kendisi derken resmen itiraf etti bir de üstüne iddialı boyuta geldi. Herhalde yine bir ilki yaşıyoruz ve sevişen adam mağdur oluyor. Hani Gamze Özçelik falan mağdurdu bariz de, Ali Kırca filan gülünüp geçildi ama burada olayın siyasi boyutu, sonrasında da kurgusal ve montajsal çirkinlikleri işin içine girince mağduriyet son noktada.

Baykal giderayak öyle bir bomba bıraktı ki Pensilvanya’ya atıfta bulunarak AKP tabanına, AKP’nin % 48’inden kopacak olağan vedalara büyük bir pay da bu cümle ekleyecektir. Tek bir cümle % 5 – 15 eder mi, görürsünüz eder. Saadet Partisine şimdiden başarılar diliyorum, onlar da çok iyi gidiyordu, şimdi kucaklarında soldan bir pas aldılar, gol atmayı da bilirler.

CHP’ye gelince, kazın ayağı burada çözülecek. İki hafta sonra kurultayda utanmadan Baykal aday olmadan seçilir, o da kabul edilirse yandı gülüm keten helva. Kabul çok çok çok çok çok büyük bir birikimdir Baykal ama “olmuyor”u artık görmek gerekir. Bu kadar temiz bir veda, bu kadar nefis bir fırsat varken Baykal’ı da cumhurbaşkanlığı adaylığıyla onurlandırıp (oraya onu inanılmaz yakıştırıyorum) yenilenmeli CHP.

Şimdi halk Kılıçdaroğlu (liderlik vasfı ve zayıf karizması korkutuyor) ve Gürsel Tekin gibi isimler isteyecek, CHP de korkarım yine birikimli, karizmatik, halktan kopuk, dinden uzak, toplumdan izole, aydın hatta aristokrat bir başkanla yola devam edecek. Bu korkum yersin çıkar, bir de üstüne Baykal’ın yerine geçici gölge biri gelmezse başa, bakın çok iddialı konuşacağım tek başına iktidar da doğar ilk seçimde olmasa da üstüne gelecek bir erken seçimde.

Benim gönlümden Gürsel Tekin geçse de, daha erken oluşu ve Baykal’ın henüz bu kadar güçlü bir isme izin vermeyecek olduğunu düşünmem sebebiyle, hem halka yakın, hem tabandan, hem toplumun hem örgütlerin onay vereceği, temiz ve Baykal istediğinde veda edebilecek bir isim olarak Kılıçdaroğlu da gözüme batıyor. Gönül ister ki gelsin, sonra Sarıgül’den, Büyükerşen’e, Seyit Torun’dan, kopup giden yoldaşlara, Alevilerden, Kürtlere, eşcinsellerden, dindarlara (dincileri almasa da olur), memurdan işçiye herkesi kucaklayan bir Kılıçdaroğlu olsa. Sonra o da eline gücü alıp bu örgütün içindeki dalkavukları temizlese, kirlenmiş ve eskimiş CHP’lileri onursal görevlere sevk etse...

Neyse bu son paragrafın ikinci kısmı hayal gibi ama ilk kısmına razıyım yavaş yavaş... 10 Mayıs günü şirketimin kariyer günleri organizasyonu için Çanakkale’deydim ve televizyonda o haberi duyduğumda bir güneş daha doğdu o kutsal toprakların üstünde gözüme gözüme; bir umut yeşerdi, en temiz vedasıyla, onu da yıkmadan kırmadan, içeride bölmeden ve içeri bölünmeden giden Baykalsız bir Türkiye’de mi uyanacağız acaba yarın sabaha İstanbul’da?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim. Umarım küfür falan etmemişsinizdir, ettiyseniz de o da baş tacı, her türlü geri bildirime açığız.

Tekrar görüşmek, yeni yorumlarınızı okumak dileğiyle.

Blogda Arama