Suyla başlar hayat, bir portakal fidanının ıslanıp büyümesiyle oluşan çekirdek, ardına yemiş, sonra baban onu yemiş, akabinde uzun keyifli bir maraton, nihai ürün bildiğin sen ben.
Yeni moda suda doğum falan da var, sulu moda uğruna. Doğdu ya, sonra susar insan, var oluşun ardına doğanın emri süte susar, uykuya dalar, büyür, su ister. Uzun zaman sonra yıkanmak, arınmak ister, daha ileride duştan çıkmış ıslak kız görmek ister, havuz deniz çeker canı, suya alkol katar, rakıya su. Kadın tecavüze uğrar kendini banyo küvetine atar filmlerde, yaralarımız hep aynı sıvı ile ilk müdahaleyi görür. Lakin, suya hasret topraklar da vardır, çocuklar da aynı hasrette aşağı kara kıtada... Sulak arazide büyüyenlerimiz vardır, küstah! Suya yazı yazanlar da bulunur, olmazlara susayarak ömür tüketenler de. Dilekler vardır, sonra umutlar, bunlar olmayınca çocuklarımızın isimlerinde yaşatırız... Rüyalarımızı, hülyalarımızı, barış dileklerimizi, cansularımızı, umutlarımızı...
Susuz yazlar vardır insan ömründe, sudan sebepler vardır sıkça, sulu ilişkilere sahibiz, tam tersine hep susanlar vardır bir de. Evet bir de onlar var, suskunlar! Kimi ağırlığından, kimi hasetinden, bazısı olgunluğundan, çoğusu cehaletinden, en fenası da içselleştirememeden! Silikliğini ağırbaşlılıkla sıvamaya çalışan; cahil, soğuk, kuru, sığ, kaba, düşüncesiz, karizmasız, kafasız, ahmak ve aptal olanlar. Ölümün ısısını hissedene kadar kendi yağında kavrulan, bunu da bir tamahmış misali satan karaktersizler. Etliye sütlüye dokunmayan, ona dokunmayan yılarları bin yaşatan, suya gitse susuz döndüren, bîhaber, bîçare yaşamların figüranları. Dünyamızı dolduran kalabalığın yegane sebebi... Aslında ben onlara daha yakın bakmaya başladım son dönemlerde, çünkü saçımda geçen hafta fark ettiğim ilk beyaz kıl vesilesiyle hissettiklerim biriktiğinde daha net anlıyorum ki galiba onlardır bizim asıl zenginliğimiz bazı zamanlarda. Onların sayesindedir birbirimizin kıymetini anlamamız, onların aracılığıyladır sahnenin daha önüne sıyrılmamız ve Allah razı olsun; kalabalıklarda onların yokluğu içinde var olanları görüyor, hiçlerin arasından seçiyor ve bir yaşam kuruyoruz yoldaş niyetine diğerleriyle.
İnsanlar vardır sulanmış beyinlerle yaşayan, insanlar vardır çamurların içinde kalıp ıslansa da çabalayan.
22 Mart 2010 Pazartesi
Kaygılarından arınmış, tadında dünyalara
Kaygısız yaşamak ister insan.
Kovulma kaygısı olmasa bak ne güzel işler çıkarırız istisnalarımız hariç. Gece sevişememe korkusu olmasa erkekte, neler eder yemek boyu, 'boğulma' bir çekince olmasa, kız bildiğin dorukta yaşar aşkını, reyting kaygısından öte kim bilir nasıl yapımlara imza atacak Türk televizyoncuları, ne bilim yeni yazıyı yetiştirme derdinden uzaklaşsa bugünküne daha fazla özenmez mi yazar, tasayı bir kenara bıraksa valide hanım daha mı rahat geçer günü! Yetiştirme derdiyle aceleye gelmese işlerimiz, koşuşturmacalardan biraz daha uzaklaşsa bedenlerimiz, ruhumuz daha bir sakin kalsa, daha dingin, huzulu, huzurla...
Karşı limana varma derdi olmasa da fırtınaya yakalandığımızda mevcutta biraz daha dinlensek, sonra sakil sakil ulaşsak hedefimize. Hani alın teri helal, akmasın demiyorum ama, götümüzden de damlamasa o ter bir ulvinin peşinde yırtınırken...
Hani karşı cinse yaklaşırken daha rahat olsak, ben hiç yaşamadım da hani sokağa çıkmak için babamıza ne söyleyeceğiz çekincesi olmasa, telefonu çevirmek istediğimizde 'acaba' sorularına maruz kalmasak iç sesimizin, çalan telefona koşuşumuzdaki heyecan titreklikten değil de sevinçten olsa, iki bardak içerken üçüncünün parasını düşünmesek, sağlığımız iki kebap üst üste yiyince teklemese, 'gelirken' erken mi diye düşünmese bu millet, 'gidecekken' geç kaldığının korkusunda yaşamasa... En azından hayal kurabilsek kaygısızca...
Sanırım 'yarın' o kadar dert olmasa, bugün pek bi' güzel olacak. Koyun götüne gitsin biraz, tadını çıkarın hayat sizin pestilinizi çıkarmadan.
Kovulma kaygısı olmasa bak ne güzel işler çıkarırız istisnalarımız hariç. Gece sevişememe korkusu olmasa erkekte, neler eder yemek boyu, 'boğulma' bir çekince olmasa, kız bildiğin dorukta yaşar aşkını, reyting kaygısından öte kim bilir nasıl yapımlara imza atacak Türk televizyoncuları, ne bilim yeni yazıyı yetiştirme derdinden uzaklaşsa bugünküne daha fazla özenmez mi yazar, tasayı bir kenara bıraksa valide hanım daha mı rahat geçer günü! Yetiştirme derdiyle aceleye gelmese işlerimiz, koşuşturmacalardan biraz daha uzaklaşsa bedenlerimiz, ruhumuz daha bir sakin kalsa, daha dingin, huzulu, huzurla...
Karşı limana varma derdi olmasa da fırtınaya yakalandığımızda mevcutta biraz daha dinlensek, sonra sakil sakil ulaşsak hedefimize. Hani alın teri helal, akmasın demiyorum ama, götümüzden de damlamasa o ter bir ulvinin peşinde yırtınırken...
Hani karşı cinse yaklaşırken daha rahat olsak, ben hiç yaşamadım da hani sokağa çıkmak için babamıza ne söyleyeceğiz çekincesi olmasa, telefonu çevirmek istediğimizde 'acaba' sorularına maruz kalmasak iç sesimizin, çalan telefona koşuşumuzdaki heyecan titreklikten değil de sevinçten olsa, iki bardak içerken üçüncünün parasını düşünmesek, sağlığımız iki kebap üst üste yiyince teklemese, 'gelirken' erken mi diye düşünmese bu millet, 'gidecekken' geç kaldığının korkusunda yaşamasa... En azından hayal kurabilsek kaygısızca...
Sanırım 'yarın' o kadar dert olmasa, bugün pek bi' güzel olacak. Koyun götüne gitsin biraz, tadını çıkarın hayat sizin pestilinizi çıkarmadan.
13 Mart 2010 Cumartesi
Ucuzluklar içinde fedakarlık çok pahalı be
Ucuz yaşıyoruz gençler. Ucuz işler, okullar, aktiviteler, insanlar dolu etrafımız. Sanatımız ucuz, hayallerimiz sınırlı. "Hava bedava, bulut bedava, kelle parasına hürriyet bedava" diyen Orhan Veli kadar optimist olmam, beleşe kadar indirgeyemesem de ucuzluğu yorumlayabiliriz sanırım.
Klişeler ucuz. Onlarla konuşmak, kendini ifade etmek ekonomik. Fındık kadar cinsel organlarla, 'bir an' kadar yaşanan cinsellikler ucuz ve fındık kadar uzuvlar uğruna iki kiloluk beyinlerin satıldığı dostluklar ucuz. Sevgililik artık bir müessese hem de "ne yaptın sen çocuk" mesajları attıracak kadar iktisatlı bir müessese. Yapması da yıkması da çok çok kolay artık. Başkasından duyulan dedikodular, görülen fotoğraflar bedava hayatımızı şekillendiren ve bu söylemlerin, çekilen fotoğrafların maliyeti de ucuz. Dost kazığı çok ucuz, anne babaya hakaret son derece ekonomik, işten bunaldığında basacağın istifa dilekçesinin kağıdı ucuz, 'can'dan bunaldığında basacağın tekme için harcadığın enerji de ucuz, onun cesareti için içilen köpek öldüren de.
Üç beş sahte oy alarak seçilmek iki çuval kömür kadar ucuz. Küçücük sallantıda altında insanların kalacağı kerpiç evler ucuz, tek atışla dünyaları yıkacak kurşunlar ucuz...
Aşklar ucuz, dostluklar desen ha keza, ilişkiler basit ve sığ, münakaşalar son derece ekonomik, yazılar bedava, sözler havada... Memlekette hinlik ve kalitesizlik için gereken hiçbir kaynak kıt değil ve bunların ihtiyaçları hep sınırsız. İktisat bilimini gereksiz bırakır huysuzluklarımız.
Ama yaşam hâlâ pahalı, doğru insanlarla, unvanlarından bağımsız doğru ilişkiler için her şey pahalı ve nakitle değil fedakarlıklarla ölçülebiliyor yaşadğı hayatın kalitesi bir insanın.
Klişeler ucuz. Onlarla konuşmak, kendini ifade etmek ekonomik. Fındık kadar cinsel organlarla, 'bir an' kadar yaşanan cinsellikler ucuz ve fındık kadar uzuvlar uğruna iki kiloluk beyinlerin satıldığı dostluklar ucuz. Sevgililik artık bir müessese hem de "ne yaptın sen çocuk" mesajları attıracak kadar iktisatlı bir müessese. Yapması da yıkması da çok çok kolay artık. Başkasından duyulan dedikodular, görülen fotoğraflar bedava hayatımızı şekillendiren ve bu söylemlerin, çekilen fotoğrafların maliyeti de ucuz. Dost kazığı çok ucuz, anne babaya hakaret son derece ekonomik, işten bunaldığında basacağın istifa dilekçesinin kağıdı ucuz, 'can'dan bunaldığında basacağın tekme için harcadığın enerji de ucuz, onun cesareti için içilen köpek öldüren de.
Üç beş sahte oy alarak seçilmek iki çuval kömür kadar ucuz. Küçücük sallantıda altında insanların kalacağı kerpiç evler ucuz, tek atışla dünyaları yıkacak kurşunlar ucuz...
Aşklar ucuz, dostluklar desen ha keza, ilişkiler basit ve sığ, münakaşalar son derece ekonomik, yazılar bedava, sözler havada... Memlekette hinlik ve kalitesizlik için gereken hiçbir kaynak kıt değil ve bunların ihtiyaçları hep sınırsız. İktisat bilimini gereksiz bırakır huysuzluklarımız.
Ama yaşam hâlâ pahalı, doğru insanlarla, unvanlarından bağımsız doğru ilişkiler için her şey pahalı ve nakitle değil fedakarlıklarla ölçülebiliyor yaşadğı hayatın kalitesi bir insanın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
