Yeterli bir süre sonra merhaba.
Bir sonraki yazıya giriş olsun ki kendime konu bulmaktan korkmayayim, bir süredir vermiş olduğum aranın acısını çıkarıp size en ağır konu ile geleceğim, "kadın"ı yazmaya çalışacağım. 8000 senedir kimse anlayamadı, anlatamadı; ben de çözeceğimden değil ama birkaç kelam etmek isterim.
Benden önceyse edilmiş güzel bir kelamı paylaşayim sizinle, büyük köşe yazarları da Yıldırım Tuna'dan fıkra yazar ya; buyrun üstad Can Yücel'den...
KADIN DEDİĞİN
"Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş. Koyun gibi yatmayacak,kı mıl kımıl olacak yatakta. Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak. Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak. Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini.Aşksı z yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin.Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin. Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük. Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak. En seksi leydi olmayı da bilecek,hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de. Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küfretmeyecek, Kadın dediğin ayıp nedir bilecek. Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek. Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna. iki lafın başı, her tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak. Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak. ..Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi olmayacak. şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz. Salatasız oturmayacak yemeğe.Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri, Yahut pahalı parfümlerin sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin. Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş. Buram buram kadın kokacak kadın dediğin.Kadın dediğin güzel olacak... Zeki olacak zeki, seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da... Paranın güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak. Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terketmeyecek. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak, yan gözle adam kesmeyecek, başka sevgili edinmeyecek.Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya... Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir olacak. Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha. Ağzı sıkı olacak kadın dediğin. Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak.. .Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıkları nı senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden, tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak. Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak. Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa...Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle.Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de...Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek. Parayla pulla, kariyerle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak. Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla... Bileceksin ki evde 'O' kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana...Öyle bir kadın işte... Nerede öyle kadın yoktur deme...Sen de adam olacaksın, seçmesini bileceksin! "
En kısa zamanda görüşmek dileğiyle.
28 Nisan 2010 Çarşamba
19 Nisan 2010 Pazartesi
Yıllık izin / 1
Selam.
Üçüncü ayı geride kapattık. Son haftalarda biraz gerileme var, farkındayız hep beraber. İlk çeyreğin hatrına biraz da özel hayatımdaki 'huzur' denemelerine paralel anda yıllık iznimin bir bölümünü kullanmaya karar verdim.
Dandik köşe yazarlarından neyim eksik. 23 Nisan geliyor, iyi bayramlar olsun tüm çocuk kalanlara.
Öperim sizi, döncem ben!
Üçüncü ayı geride kapattık. Son haftalarda biraz gerileme var, farkındayız hep beraber. İlk çeyreğin hatrına biraz da özel hayatımdaki 'huzur' denemelerine paralel anda yıllık iznimin bir bölümünü kullanmaya karar verdim.
Dandik köşe yazarlarından neyim eksik. 23 Nisan geliyor, iyi bayramlar olsun tüm çocuk kalanlara.
Öperim sizi, döncem ben!
6 Nisan 2010 Salı
Gayesiz oluyor sıklıkla yaşamımız
Akvaryumda balıkları izliyorum, akvaryumum olduğundan değill, digitürk var; sözde canım neyi isterse onu izleten yayında sittin müzik kanalı içinde Türkçe yok ya, denk gelen bir şey dinliyorum işte. Sadece müzik dinleyip bir şeylerle uğraşma hakkımı elimden alan kutu akvaryuma beni bağlıyor, o değil izletiyor da namussuz.
Bakıyorum olağanüstü renklerin içindeki rengarenk balıklara, “bunlar niye yaşıyor” sorusu geliyor ardına. Düşünsenize, balıksınız lan! Hem de akvaryum balığı, öyle özgürlük de sınırlı. Kimine göre zaten 3 saniye mi 5 saniye mi öncesini hatırlamıyorsun, dolayısıyla güdülerle hareket eden her gün aynı çember içinde yeni açılar keşfettiğini sanan bir salaksın. Ekmek elden akşamları atıyorlar yiyorsun, sonra yaşıyorsun. Hiçbir amacın yok, varlık sebebin tartışılır, şıksın, görselin güzel diyelim, lan televizyonun üstündeki çerçevedeki cansız eser de güzel, hem ona ‘sanat’ diye ulvi bir misyon da yüklemiş seni besleyen ademoğlu...
Sonra insanız ya, düşünüyoruz; ademoğullarının diğer bir kısmı geliyor insanın aklına. Maksatsız yaşayan, hedefsiz, hayalsiz ve maalesef umutsuz yaşayan geniş kalabalık. Varlık içinde yokluk, yine o balıklara benzer amaçsız, isteksiz, nedensiz yaşam ve onlarınki kadar süslü bile değil prezantasyonları. Çoğumuzun aslında suratına bakılmaz objektif olursak; bu yüzdendir ki kozmetik bu kadar gelişmiş bu buhranda.
Sevgili yapayım diye yaşıyor birileri, “yapayım” fiilini kullandığı için oyun hamuru kıvamında bir “boyfriend”in oluyor, sonra bir şey yok. E yaptın sevgiliyi, kullan bunu. Yok! Sonra kariyer yapayım diyenlerimiz var çaresizler yığını. Sosyal yaşamda o kadar başarısızlar ki, arayışları iş hayatına yoğunlaşıyor, ancak yine yapmak olunca işin kökü birileri geliyor sizin kariyerinizi puzzle olarak değerlendirip bozuyor, siz hadi gidin gene ‘yapın’. Ama bu kişi dikeyden gelen performansınızdan memnuniyetsiz bir patron oluyor, ama yatay ilişkilerde eş unvanla çalışan size fark atan rakibiniz...
Allah aşkına vizelere sadece o sınavdan not almak için girmiyor muyuz? Evet en azından bu bir amaç ama sonuca erip o dersi öğrensek mesela... Ha, dediğime bakmayın ben öğrendim mi o kadar sene!
Çoğumuz gitmek için gidiyoruz bir yerlere; bayramlarda zorunluluktan memlekete dönüyor şehir dışında okuyanlar, zarurettendir mektebe gidişlerimiz; isteksiz olsak da kimi zaman ‘mecburiyet’tendir sevgilimizin üstümüzde boşalabilmek için boş boş gidip gelmesine izin verişimiz bekaretini saçma zaruretlerden korumak zorunda olan bir bayan(!) olarak. Bayan oluşumuz bir kenara, baymamız ve bayılmamız cepte zaten.
Sonra kolumda hatun olsun diye amaçsız birilerini taşırız, onun sırtımızda dev bir yük olduğunu anlamamız için yepyeni bir kızı tanıyıp arzulayarak yeni bir hedef edinmemiz gerekir, dart oku atar insanoğlu hayata, yüzde 90’nında hedefin çok uzağına, kalan yüzdenin yarısında da karavana. Ama eğer koyabildiysek bir hedef bu dünyada, varsa nefes alışverişlerimizi tatlandıran bir heyecan, isteğimizi yücelten bir amaç, koşuşturmacamızı manalandıran bir gaye, asla ulaşamayacak olsak da varsa bir hayalimizi, elde edemeyecek olsak da, sonuçlanmayınca yıkılmayıp sadece üzülüp yenileriyle kendimizi arındıracağımız nihai bir ürün içinse tüm çabamız, terimiz usul usul esen rüzgarda sırtımızdan aşağı hakkaniyetiyle damlıyor ve bir amaca hizmet ediyorsa; işte o zamanlarda o balıklardan farkımız sadece renkli tipimiz olmuyor kanımca.
Bakıyorum olağanüstü renklerin içindeki rengarenk balıklara, “bunlar niye yaşıyor” sorusu geliyor ardına. Düşünsenize, balıksınız lan! Hem de akvaryum balığı, öyle özgürlük de sınırlı. Kimine göre zaten 3 saniye mi 5 saniye mi öncesini hatırlamıyorsun, dolayısıyla güdülerle hareket eden her gün aynı çember içinde yeni açılar keşfettiğini sanan bir salaksın. Ekmek elden akşamları atıyorlar yiyorsun, sonra yaşıyorsun. Hiçbir amacın yok, varlık sebebin tartışılır, şıksın, görselin güzel diyelim, lan televizyonun üstündeki çerçevedeki cansız eser de güzel, hem ona ‘sanat’ diye ulvi bir misyon da yüklemiş seni besleyen ademoğlu...
Sonra insanız ya, düşünüyoruz; ademoğullarının diğer bir kısmı geliyor insanın aklına. Maksatsız yaşayan, hedefsiz, hayalsiz ve maalesef umutsuz yaşayan geniş kalabalık. Varlık içinde yokluk, yine o balıklara benzer amaçsız, isteksiz, nedensiz yaşam ve onlarınki kadar süslü bile değil prezantasyonları. Çoğumuzun aslında suratına bakılmaz objektif olursak; bu yüzdendir ki kozmetik bu kadar gelişmiş bu buhranda.
Sevgili yapayım diye yaşıyor birileri, “yapayım” fiilini kullandığı için oyun hamuru kıvamında bir “boyfriend”in oluyor, sonra bir şey yok. E yaptın sevgiliyi, kullan bunu. Yok! Sonra kariyer yapayım diyenlerimiz var çaresizler yığını. Sosyal yaşamda o kadar başarısızlar ki, arayışları iş hayatına yoğunlaşıyor, ancak yine yapmak olunca işin kökü birileri geliyor sizin kariyerinizi puzzle olarak değerlendirip bozuyor, siz hadi gidin gene ‘yapın’. Ama bu kişi dikeyden gelen performansınızdan memnuniyetsiz bir patron oluyor, ama yatay ilişkilerde eş unvanla çalışan size fark atan rakibiniz...
Allah aşkına vizelere sadece o sınavdan not almak için girmiyor muyuz? Evet en azından bu bir amaç ama sonuca erip o dersi öğrensek mesela... Ha, dediğime bakmayın ben öğrendim mi o kadar sene!
Çoğumuz gitmek için gidiyoruz bir yerlere; bayramlarda zorunluluktan memlekete dönüyor şehir dışında okuyanlar, zarurettendir mektebe gidişlerimiz; isteksiz olsak da kimi zaman ‘mecburiyet’tendir sevgilimizin üstümüzde boşalabilmek için boş boş gidip gelmesine izin verişimiz bekaretini saçma zaruretlerden korumak zorunda olan bir bayan(!) olarak. Bayan oluşumuz bir kenara, baymamız ve bayılmamız cepte zaten.
Sonra kolumda hatun olsun diye amaçsız birilerini taşırız, onun sırtımızda dev bir yük olduğunu anlamamız için yepyeni bir kızı tanıyıp arzulayarak yeni bir hedef edinmemiz gerekir, dart oku atar insanoğlu hayata, yüzde 90’nında hedefin çok uzağına, kalan yüzdenin yarısında da karavana. Ama eğer koyabildiysek bir hedef bu dünyada, varsa nefes alışverişlerimizi tatlandıran bir heyecan, isteğimizi yücelten bir amaç, koşuşturmacamızı manalandıran bir gaye, asla ulaşamayacak olsak da varsa bir hayalimizi, elde edemeyecek olsak da, sonuçlanmayınca yıkılmayıp sadece üzülüp yenileriyle kendimizi arındıracağımız nihai bir ürün içinse tüm çabamız, terimiz usul usul esen rüzgarda sırtımızdan aşağı hakkaniyetiyle damlıyor ve bir amaca hizmet ediyorsa; işte o zamanlarda o balıklardan farkımız sadece renkli tipimiz olmuyor kanımca.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
