6 Nisan 2010 Salı

Gayesiz oluyor sıklıkla yaşamımız

Akvaryumda balıkları izliyorum, akvaryumum olduğundan değill, digitürk var; sözde canım neyi isterse onu izleten yayında sittin müzik kanalı içinde Türkçe yok ya, denk gelen bir şey dinliyorum işte. Sadece müzik dinleyip bir şeylerle uğraşma hakkımı elimden alan kutu akvaryuma beni bağlıyor, o değil izletiyor da namussuz.

Bakıyorum olağanüstü renklerin içindeki rengarenk balıklara, “bunlar niye yaşıyor” sorusu geliyor ardına. Düşünsenize, balıksınız lan! Hem de akvaryum balığı, öyle özgürlük de sınırlı. Kimine göre zaten 3 saniye mi 5 saniye mi öncesini hatırlamıyorsun, dolayısıyla güdülerle hareket eden her gün aynı çember içinde yeni açılar keşfettiğini sanan bir salaksın. Ekmek elden akşamları atıyorlar yiyorsun, sonra yaşıyorsun. Hiçbir amacın yok, varlık sebebin tartışılır, şıksın, görselin güzel diyelim, lan televizyonun üstündeki çerçevedeki cansız eser de güzel, hem ona ‘sanat’ diye ulvi bir misyon da yüklemiş seni besleyen ademoğlu...

Sonra insanız ya, düşünüyoruz; ademoğullarının diğer bir kısmı geliyor insanın aklına. Maksatsız yaşayan, hedefsiz, hayalsiz ve maalesef umutsuz yaşayan geniş kalabalık. Varlık içinde yokluk, yine o balıklara benzer amaçsız, isteksiz, nedensiz yaşam ve onlarınki kadar süslü bile değil prezantasyonları. Çoğumuzun aslında suratına bakılmaz objektif olursak; bu yüzdendir ki kozmetik bu kadar gelişmiş bu buhranda.

Sevgili yapayım diye yaşıyor birileri, “yapayım” fiilini kullandığı için oyun hamuru kıvamında bir “boyfriend”in oluyor, sonra bir şey yok. E yaptın sevgiliyi, kullan bunu. Yok! Sonra kariyer yapayım diyenlerimiz var çaresizler yığını. Sosyal yaşamda o kadar başarısızlar ki, arayışları iş hayatına yoğunlaşıyor, ancak yine yapmak olunca işin kökü birileri geliyor sizin kariyerinizi puzzle olarak değerlendirip bozuyor, siz hadi gidin gene ‘yapın’. Ama bu kişi dikeyden gelen performansınızdan memnuniyetsiz bir patron oluyor, ama yatay ilişkilerde eş unvanla çalışan size fark atan rakibiniz...

Allah aşkına vizelere sadece o sınavdan not almak için girmiyor muyuz? Evet en azından bu bir amaç ama sonuca erip o dersi öğrensek mesela... Ha, dediğime bakmayın ben öğrendim mi o kadar sene!

Çoğumuz gitmek için gidiyoruz bir yerlere; bayramlarda zorunluluktan memlekete dönüyor şehir dışında okuyanlar, zarurettendir mektebe gidişlerimiz; isteksiz olsak da kimi zaman ‘mecburiyet’tendir sevgilimizin üstümüzde boşalabilmek için boş boş gidip gelmesine izin verişimiz bekaretini saçma zaruretlerden korumak zorunda olan bir bayan(!) olarak. Bayan oluşumuz bir kenara, baymamız ve bayılmamız cepte zaten.

Sonra kolumda hatun olsun diye amaçsız birilerini taşırız, onun sırtımızda dev bir yük olduğunu anlamamız için yepyeni bir kızı tanıyıp arzulayarak yeni bir hedef edinmemiz gerekir, dart oku atar insanoğlu hayata, yüzde 90’nında hedefin çok uzağına, kalan yüzdenin yarısında da karavana. Ama eğer koyabildiysek bir hedef bu dünyada, varsa nefes alışverişlerimizi tatlandıran bir heyecan, isteğimizi yücelten bir amaç, koşuşturmacamızı manalandıran bir gaye, asla ulaşamayacak olsak da varsa bir hayalimizi, elde edemeyecek olsak da, sonuçlanmayınca yıkılmayıp sadece üzülüp yenileriyle kendimizi arındıracağımız nihai bir ürün içinse tüm çabamız, terimiz usul usul esen rüzgarda sırtımızdan aşağı hakkaniyetiyle damlıyor ve bir amaca hizmet ediyorsa; işte o zamanlarda o balıklardan farkımız sadece renkli tipimiz olmuyor kanımca.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim. Umarım küfür falan etmemişsinizdir, ettiyseniz de o da baş tacı, her türlü geri bildirime açığız.

Tekrar görüşmek, yeni yorumlarınızı okumak dileğiyle.

Blogda Arama