29 Aralık 2010 Çarşamba

İyi seneler....

Gençler,

İş yerinde yıl sonu devirler, okulda dönem sonu dersler falan derken çılgın yoğunluk içinde size yazı yok.

Yılbaşında Atina'dayız, dönünce karalarız bir şeyler. Ziyaretiniz için teşekkürlerimi yılbaşı hediyesi ile birleştireyim: kaç cm öğrenin, santim santim büyütün;

Yılbaşı hediyeniz tıklayın 'kaç santim' öğrenin


Hadi size iyi seneleeeêêêeeer....

13 Aralık 2010 Pazartesi

Biliyoz da mı oynuyoz be ya

Düğün geyiğidir; halaya, oyuna, dansa davet edilen adam "ben bilmem ki" deyince hemen yapıştırılır: "Biz biliyoz da mı oynuyoz!!!" O mantık işte yaşam dediğin, hayde breeee!

Ne kurallarından haberdarız, ne raconundan. Doğrusunun, yanlışının ayrımını geç idrak ediyor, yapmamız gerekenleri genelde kırıp döküyoruz. Mızıkçılık edense sıklıkla oyunun kendi dinamikleri.

Sonra tam 'oldum' derken, 'hık' diye bir ses çıkıyor son nefes adı verilen...

Hayat; çok faktörlü çözülmesi zor bir denklem, kuralları kompleks bir oyun. Bilmeden oynuyoruz işte. Kimine geliyor du bara, kimine hoppala.

2 Aralık 2010 Perşembe

Muadilleşerek yaşamı tatlandırıyor insan.

Yılın son ayındayız. Merhaba.

Ne oldu 2010 yılbaşı dilekleri? Yenilerini dilerken elbette yeni yıl coşkusunu, yeni umutlar keyfini ve mazoşizmini bırakmayın ama yeni bir başlangıç yalanından da bari bu sefer uzak durun...

Yalnızlığın muadili yok, baştan ayrı tutalım. Keyifli yanı da yok. Her ne kadar tek takılmaktan keyif alınan anlar, yalnız kalınmak istenen geceler falan olsa da, geneli kavrayan bir yalnızlık başlı başına bela. Zaten ben 'daha çok' yalnız olmayı severim diyenlerin de geçmişlerini sorgulayın, bir sürü çocukluk dramı çıkacak. Gelecekleri de emin olun o kadar parlak değil.

Özlemdir bir derdimiz, buna sebep aradaki mesafeyse bulunduğun yerdeki güzellikler hasreti daha kolay kılıyor. Hatta daha değer katıyor bu duyguya, keza arkasına başka şeyler katmıyor insan, sadece özlüyor. Son derece insani, bence kutsal ve özel. Sebep ulaşamama ise bunda da muadilleştirme müthiş çözüm oluyor. Özlediğin bir kişiyse yalan da olsa yerine yenisini koyuyor insan, özlenen ölü olmadığı sürece. Ha bazen ölümün kendisi özleniyor, bunda da edebi bir hata yapılıyor. Tatmadığın, bilmediğin şeyi özleyemezsin, sadece umar ya da beklersin. Ha bazen insan geçmişini özlüyor, işte orada tek çözüm geleceği bugünden daha iyi kılmak oluyor. Yine bir ümit.

Umut deyince; en büyük sevdamız... Dünyanın en güzel kelimesi, hissi. Sararmış otların bir gün tekrar yeşereceğine dair yaşama sevincimiz. Kır saçların kararmayacağı realistliğiyle birleşince daha yaşanılır kılıyor dünyayı.

Vedalar mesela, en buruğu. Hep gidene koyar derler, asıl kalanadır tasası diye de eklerler. Buradaki yorumum 'muadili' olmayana bence. Bir vedanın ardında başka bir buluşma vardır ve orada yaşanacak eşdeğer şeyler, kişiler, mekanlar varsa, olmayanadır ayrılığın yumruğu. Hoşçakal!

Aşkın ikamesi yoktur derseniz, ilk aşkınızı, ilk öpücüğünüzü falan düşünün derim, şuan neredesiniz. Ya da sadece iki sene önce terk ettiğiniz / sizi terk eden yavukluya bakın, şimdi kiminlesiniz. Bir birlikteliğiniz yoksa da, kafanızda kalbinizde o nerede. Koyamamışsanız kimseyi yerine, dengini bulamadığınızdan işte.

Olumsuz ve buruk duygularımızın çoğu hatta tamamı eşdeğerlerin yokluğundan kaynaklanıyor zannımca. Varsa hızlı geçiyor, yoksa yıkıp kalıyor dertler.

Çeşitlendirin hayatınızı, İki baharatla yaptığınız sosu tekrar yaparken biri olmazsa aynı tadı alamazsınız, ama sağlam bir karışımdan aldığınız lezzeti, bir sonraki sefere bir eksik olsa da yakalarsınız. En azından, 'olduğu kadar'.

Orijinal yılbaşı planlarınızı yollayın bana, ikame olarak değerlendiririz.

Blogda Arama