Kaygısız yaşamak ister insan.
Kovulma kaygısı olmasa bak ne güzel işler çıkarırız istisnalarımız hariç. Gece sevişememe korkusu olmasa erkekte, neler eder yemek boyu, 'boğulma' bir çekince olmasa, kız bildiğin dorukta yaşar aşkını, reyting kaygısından öte kim bilir nasıl yapımlara imza atacak Türk televizyoncuları, ne bilim yeni yazıyı yetiştirme derdinden uzaklaşsa bugünküne daha fazla özenmez mi yazar, tasayı bir kenara bıraksa valide hanım daha mı rahat geçer günü! Yetiştirme derdiyle aceleye gelmese işlerimiz, koşuşturmacalardan biraz daha uzaklaşsa bedenlerimiz, ruhumuz daha bir sakin kalsa, daha dingin, huzulu, huzurla...
Karşı limana varma derdi olmasa da fırtınaya yakalandığımızda mevcutta biraz daha dinlensek, sonra sakil sakil ulaşsak hedefimize. Hani alın teri helal, akmasın demiyorum ama, götümüzden de damlamasa o ter bir ulvinin peşinde yırtınırken...
Hani karşı cinse yaklaşırken daha rahat olsak, ben hiç yaşamadım da hani sokağa çıkmak için babamıza ne söyleyeceğiz çekincesi olmasa, telefonu çevirmek istediğimizde 'acaba' sorularına maruz kalmasak iç sesimizin, çalan telefona koşuşumuzdaki heyecan titreklikten değil de sevinçten olsa, iki bardak içerken üçüncünün parasını düşünmesek, sağlığımız iki kebap üst üste yiyince teklemese, 'gelirken' erken mi diye düşünmese bu millet, 'gidecekken' geç kaldığının korkusunda yaşamasa... En azından hayal kurabilsek kaygısızca...
Sanırım 'yarın' o kadar dert olmasa, bugün pek bi' güzel olacak. Koyun götüne gitsin biraz, tadını çıkarın hayat sizin pestilinizi çıkarmadan.
22 Mart 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumunuz için teşekkür ederim. Umarım küfür falan etmemişsinizdir, ettiyseniz de o da baş tacı, her türlü geri bildirime açığız.
Tekrar görüşmek, yeni yorumlarınızı okumak dileğiyle.