19 Ocak 2010 Salı

Bembeyaz bir sabaha uyanma dileğiyle...

Servetlerini birer birer yok etmekten keyif alan bir toplumun, hiçbir zaman tanımadığım, okumadığım, ayakkabısı delik bir fidanını kırdığı bir dramın yıldönümündeyiz. Saygıyla, utanç ve kelemle Hrant’ı anarım. Dün tanımadığım birine bugün adıyla hitap edecek sevgiyi doğuran bu ananevi baskıya da lanet okuyarak... Sadece kimliklerinden dolayı zenginliği olan insanların ölmediği, katillerin Polat Alemdarlaştırılmadğı bir toplumda yaşama hülyamızı tekrarlayarak, bir umudun bir köşesinden tutarak, sevgi, özlem ve binlerce pişmanlıkla…

Girizgah için üzgünüm, eminim ‘doğru’ olan her birimizin her gün olmasa da, her andığında bir yanının burulduğu bir dert bu, ama siyah yuvarlak dövizlerde, ama kapkara gözlükler ardındaki gülüşlerde yaşasak ve yaşatsak da, bu ayıp bizim.

Zorla iyi haberlere geçersek; Cevahir Sbarro; Popeyes’i de katarak sinema menüsüne 2010’da da devam ediyor. Bütçeyi düşünmek zorunda olan tutkunlara zevkle duyurulur... Danıştay metrobüs zammında yürütmeyi durdurdu, yeni İETT müdürü Hayri Baraçlı’nın ilk başarısının patlamış olması hususunda kendisine hayırlı olsun dileklerimizi iletirim... Mükemmel bir doğum günü partisi vardı bu haftasonu. Ben sonunu tamamlayamamış olsam da, hangi sıfatını kullanacağıma karar veremediğim, bir diğer yarım Barış’a ve gülüm, gülümü soldurma canım Çağatay’a şahane bir ömür dilerim; iyi dileklerimi yazılara sığdıramayacağımı belirterek…

Kendime dönersem, tam bir kuşum bu hafta. Böyle bir kartal falan hayal edin, hafta boyunca heyecan ve mutluluktan uçtuğunu belirtmek isterim. Yuvasına gidip, yatağa yattığında günün değerlendirmesi, derdi tasası, keyfi zevki dışında düşündüğü başka bir şeyleri olan bir kartal. Rengarenk, sıcacık, yepyeni, heyecan verici bir duygu içinde, tadını çıkarmaya çalıştığı hayatına mis gibi bir baharat eklemiş, keyfine değemeyeceğiniz bir kartal... Bu neşesine ek olarak bu haşmetli kartalın görkeminin zedelendiği bir öğle yemeği geçirdiğini düşünün. Göz pınarında, içten akan birkaç damla yaşı var. Yaralı bir kuş tarafından yaralanmış, yarası küçük ama derin bir kuşum bugün. Bana şunun cevabı lazım, hani hostesler, önce kendinizinkini, sonra çocuğununkinin der ya can yeleğe için, o misal çocuğuyla birlikte yaralanmış bir kuş, kalbi pır pır atan çocuğunu mu tedavi eder, önce kendi yarasını düzeltip müdahale etse daha mı faydalı olur?

Karmaşık duygular yetmezmiş gibi karla çıktık ofisten bugün. Bembeyaz şehir şuan. E 5’in etrafındaki yabani yeşilliklerin üstü kapalıydı ben gelirken, sabaha karın bekareti bozulmuş olacak çünkü çocuk sesleri duydum tüm akşam. Aman ya rabbim bu ne mutluluk, trafiğin, şehrin ağzına etmiş olsa da, bembeyaz İstanbul ve çocuk çığlıkları. Bir İstanbul masalı yaşıyorum şuan, o da bana eşlik ediyor; bir İstanbul klişesi, beyaz hem işkence hem keyif.

Bu keyfi sadece çocuklara bırakmayıp, tadını çıkarmamız dileğiyle….

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim. Umarım küfür falan etmemişsinizdir, ettiyseniz de o da baş tacı, her türlü geri bildirime açığız.

Tekrar görüşmek, yeni yorumlarınızı okumak dileğiyle.

Blogda Arama