Galiba uzaklarda yaşar insan hep. Hep olmadığını yaşamaya çalışıp, mevcudun uzağında kadir arar.
Anadolu’daki İstanbul’u ister televizyon kanalları sağ olsun, İstanbul’daki bir fırsat olsa da kaçsak göçsek der. İnsanoğlu yazları sıcaktan pişince kışı özler; daha aralıkta beş gün arka arkaya ayaz çıkınca yazı ister... Kız, eşit ağırlıktan ÖSS’ye ya da yeni adıyla her neyse ona hazırlanır, uluslar arası kazanınca tıp ister. Oğlan, sıklıkla ‘kadın kadın’ diye dolanır durur, kadınını bulduğunda erkek erkeğe maç izlediği günlerdeki onsuzluğu özler... Hanımların çoğu sevgilisinin anlayışsızlığından şikayet eder, onu anlamaya başladığında da hayatında renk ister. Bir dediği iki edilmeyince sevgilisine silik der yeni Kazanovalar arar, yenisinde hiçbir isteği olmayınca bu sefer de maço der, odun der. Kimilerinin iyi kötü değil, bayağı tatminkar bir işi vardır, hep bir üstündekinin kıdemini ister, yanlış değil arasını aramaz, hep en uçları bulup bir diğerine imrenir. Aslı’nın 10 çift ayakkabısı vardır, 11’inciye ister, onu alınca bir ay giyip sonra diğerlerinin arasına atar, 12’inciyi ister. Kaçınızın gardırobu çok isteyip de aldığınız, şuan suratına bakmadığınız kıyafetlerle dolu! Mehmet ergenliğinden itibaren anasına söver, ondan kaçar, sonra karısıyla evliliğinin ikinci yılında anasına hasret duyar. Hep ama hep uzaklarda yaşar insan.
Birçoğu kapıyı anahtarla açmaktan şikayet eder, içeri girince bir çorba çeker canı, sonra evlenir, bilemedin kardeşi yanına taşınır, bu sefer de yalnızlığı özler. Yurtta yaşarken ev ister, eve çıkınca ev arkadaşından, temizlikten, yemekten şikayet eder yurt iyiydi der. Risk alır yurda geri döner, bu sefer de ulan bu giriş saati de ne ki der, depresyona girer.
Toplumun bir kısmı devrim ister, devrim olduğunda yenisini ister. Bazıları, ramazan bayramına Bodrum’a gidelim der, gidince “keşke kaynımgillere gitseydik” der. Kurbanda kaynıgillere gittiğinde, diğer akrabaların Ayvalık tatili kıskanır, kem küm eder. Kimi minili kız gördü mü, şöyle karım olsun kırk kilo altın borcum olsun der, arzular varlığa erdiğinde, kadını döve söve altına alır, yeni minilileri ister. Sarışınlar esmere özenir, esmerler sarıya bezenir. Pop star olacağım diye yola çıkanlar, bir süre sonra utanmadan tv şovlarında “keşke İstiklal’de taciz edilmeden yürüyebilsem der sıklıkla.
Uzaklarda yaşar insan, hep ister, hep özlem duyar, hep şikayet eder, hep kaçırır mutluluğu...
Oysa ki kimimiz kışın kayak yapar, yazın dalar; sevgilisiyleyken onun ve o anın tadını çıkarır, dostlarıylayken kurulu meclisin zevkine varır. Ne bilim, balık yerken limon sıkar, aklında mayonez varsa bir sonraki gün sandviçe saklar aşermesini. Elinde çok izlemek istediği bir film vardır, ama televizyonda da canlı yayın, herhalde önceliği isteğine değil de, zamanın verdiğine bırakır bazen, dvd sıkıcı pazar yayınları sırasında da izlenebilir der.
Gülerken içinden ağlar insan, oysa ki gülmenin de ağlamanın da tadının ayrı ve zamanında olduğunu hatırlarsa, biraz daha ‘mutlu olmak için çabalarsa’ ya da mutlu olduğunda ‘ille de dahası için çabalamaz, biraz tatminkar yaklaşırsa’ o zaman anlarız herhal bu yaşamdan keyif almak ne demek, o zaman çözeriz herhalde niye yaşıyoruz ulan sorularının cevaplarını.
Şubat da bitti, daha mutlu bir mart dilerim. 3 gün daha fazla, tadını çıkarın.
27 Şubat 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

balığa limon sıkılmaz!
YanıtlaSilhepimiz aslıyız!
:)